VLADİMİR  MAYAKOVSKI’DEN ŞİİRLER

BİLİRİM GÜCÜNÜ SÖZCÜKLERİN

Bilirim gücünü sözcüklerin, o çınlayan sözcüklerin ben;

onların değil, o yığınları coşturan, kendinden geçiren,

başka sözcüklerin gücünü, çıkarıp ölüleri topraktan

tabutları meşeden adımlarla götürenlerin her zaman.

 

Gün olur okunmadan, basılmadan atılırlar da sepete,

bir çıktıları mı oradan gemi azıya alırlar elbette,

gümgüm öterler yüzyıllar boyu, tırmanıp gelen trenlerdir

öpüp yalamağa nasır tutmuş ellerini şiirin bir bir.

 

Bilirim gücünü sözcüklerin. Esip geçmiş de bir rüzgâr

bir halayın topraklarına düşmüş taçyapraklarıdır bunlar.

İnsandır bütün ruhu, dudakları ve bütün iskeletiyle.

 çeviren:sait maden

BEN DE ÖYLE

Filo bile sonunda limana döner,

tren soluk soluğa koşar gara doğru,

Bense ondan daha hızlı koşmaktayım sana

-çünkü seviyorum-

budur beni çeken, sürükleyip götüren.

Cimri şövalyesi Puşkin'in, iner

bodrumunu karıştırıp seyretmeye.

Ben de, sevgilim

döner dolaşır gelirim sana.

Taparım,

benim için çarpan o yüreğe.

Sevinçlisinizdir evinize dönerken.

Atarsınız tıraş olurken, yıkanırken,

kirini pasını vücudunuzun.

Ben de aynı

sevinçle dönerim sana-

evime dönmüyor muyum

sana doğru

koşarken?

Yeryüzü insanları toprak ananın koynuna dönerler sonunda.

Hepimiz döneriz en son yuvaya.

Ben de öyle,

bir şey var

beni sana çeken

daha ayrılır ayrılmaz,

birbirimizden uzaklaşır uzaklaşmaz.

 Çeviren : Bertan ONARAN

 DİNLEYİN!..

 Dinleyin !

Bu yıldızları böyle

                                        her gece

                                                       niçin yakarlar ?

Herhalde birisine gerekli diye?

Herhalde yanmalarını isteyen birisi var?

Ve herhalde birisi

                                       bu balgam parçalarını

                                       inci diye sayıklar?

Ve zorlayıp

                            bir öğle vakti kalkan toz borasını

                            Tanrı katına varır

                            geç kalmak korkusu yüreğinde

                            yalvarır

 

                            öper Tanrı' nın elini merhamet dilenerek

                            ağlar -

                            anlatır kendisine niçin bir yıldız

                            gerektiğini -

                            bu azaba yıldızsız katlanamayacağını

                            Ve sonra o birisi

gezdirir boğuntusunu diyar diyar

                            sakin gözükmeğe çalışarak:

                            "Şimdi daha iyisin değil mi?"

                            diye sorar

                            yoluna ilk çıkana

                            "Korkmuyorsun artık

                             değil mi?"

Dinleyin!

Yaktıklarına göre bu yıldızları

                                                  böyle

                                                                 her gece

Birisinin işine yaramaları şart

                                                    öyle değil mi

                              ve şart olsa gerek

                              gene her gece

                              hiç olmazsa bir yıldızın yanıp sönmesi.

 Çeviren : Attilâ TOKATLI

 İMAN

 İstediğiniz kadar uzatın bekleyişi

gördüğüm şey öylesine berrak

ve bu berraklık bir masal gibi

                                                             öylesine bırakmıyor ki beni

şu uyağı koyunca

çok daha güzel bir hayata tırmanacağım

                                                             ikinci dize uyunca.

En basit bir soruya bile ihtiyacı yok artık:

Tüm ayrıntılarıyla görüyorum işte

nağme nağme yükseliyor

taş taş üstünde yükselir gibi

ve ne bir pislik ne de bir toz zerresi

tüm hatlarıyla görüyorum yükseliyor

pırıl pırıl yüzyıllardan katlarıyla

insanları diriltme atölyesi...

 

İşte

               geniş alınlı kimyager

deneylerin kırışıklığı

                                              çehresinde.

Kitaptan

-              "Bütün Dünya'dır adı kitabın-

şöyle bir sayfa açıyor:

Yirminci Yüzyıl...

                               "Kimi diriltsek acaba?...

Mayakovski'yi?...

Yok canım! Yeni baştan yaşatmaya değmez o şair...

Daha güzel daha değerli daha iyi

birini arayalım..."

Ve nasıl haykırıyorum bilseniz

               nasıl haykırıyorum avazım çıktığı kadar

buradan

Bitirmek üzere olduğum şu sayfadan:

"Boşuna karıştırma ilerki sayfaları!

Dirilmeyi hakkeden sadece ben varım!"

Çeviren : Attilâ TOKATLI

 KEDER

Rüzgâr, umutsuz, boşuna

dövünüp durdu insafsızca.

Karartarak damlayan kanı

ürpertip damların omurgasını.

Ve bir yalnızlık düşkünü yine

doğdu dulkalmış ay gecede.

 Çeviren : Erdal ALOVA

 KTLELER ANLAMIYOR

 Yazarla okurun

                       arasında

                                    aracılar durur,

ve aracının

                 zevki

                         en ortalamadır.

 

Aracılar ordusunun

                             bu ortalama zevkinden

hem eleştiri

                  hem düzelti

                                    binlercedir.

 

Sen

      ne dersen

                      de

Aracı gene

                bildiğini

                           okur:

 

"Ben

        başka

                 bir insanım.

Nadson'un

                 şiirlerini

                            şimdiki gibi anımsıyorum...

İşçiler

         kısa dizeleri

                           sevmiyor.

Ama Aseyev

                    aracılara

                                  hâlâ sövüyor.

Ya noktalama imleri?

                                Bir nokta

                                              sanki bir ben.

Siz

     nokta ekerek

                          şiirleri süslüyorsunuz.

Yoldaş Mayakovski,

                                yambla yazsaydınız,

size her dize için

                          yirmi kuruş fazla öderdim."

 

Eleştirmen

                on milyonların

bu iki temsilcisinin

                            yanından geçerken duygulandı.

 

Hiç bir ayrıcalıkları yoktur

                                      et ve kemik...

İnsan insandır!

 

Ama akşam oturup

                             çay içerken övünür durur:

 

"Ben

         bu işçi sınıfını

                              iyi tanırım.

Suskunluğunun

                        nedenini bilir

                                            ruhunu okurum.

Ne bozulur,

                 ne umutsuzluğa düşer.

Böyle bir sınıftan

                         kim okunabilir?

Yalnızca Gogol,

                        yalnızca klasikler.

 

Köylüler mi?

                   onlar da aynı,

                                        hiç bir ayrımı yok.

Şimdiki gibi anımsıyorum.

                                       İlkyazdı, yazlıktaydı..."

 

Bizdeki yazarların

                           böyle boşboğazları

kitlelerin

             sık sık

                       beynini bulandırıyor.

Ve devrim öncesinin

 

söz

    fırça

          ve keski sanatının

 

bir sürü örnekleri dolaşıp duruyor

ve aydın yetenekler

                               kitlelere akıyor.

 

Düşler,

           güller

                   ve gitar sesleri.

 

Ben korkudan benzi uçmuş

                                            yazarlardan

                                                               yoksul şiirlerinden

yakınmayı

               artık bırakmalarını

                                           rica ediyorum.

 

O böyle

            birkaç

                      bayatlamış masalı,

saatlerce anlatır

                        açıklar,

bu umutsuz aydın

                           her şeyde bir kusur bulur:

 

"İşçiler ve köylüler

                            sizi anlamıyorlar" der.

 

Yazar

         suçlu suçlu

                            boynunu büker.

 

Ama bu

           en etkili eleştirmen

köylüyü

            ilk kez

                      savaştan önce,

yazlıkta

            et

               alırken gördü.

 

İşçileriyse,

                bundan daha az.

 

İkisini birlikte

                   bir su baskınında

                                             tesadüfen gördü.

 

Bir köprüden

                     çevreye,

                                  taşan sulara,

yüzen buzlara

                      bakıyorlardı.

 

Çünkü yönetici sınıf

                              artık sanattan da

en az sizin kadar

                           anlıyor

Sen kitlelere

                   yüksek kültürü

                                           götür!

 

Böylesini ve benzerlerini.

 

Size de,

            bana da,

                          köylülere de,

                                             işçilere de

 

iyi kitap gerekli,

                       çünkü iyi kitap

                                              anlaşılır.

  Çeviren : Mehmet ÖZATA

  ...............................................................................

Nadson, Semyon Yakovleviç: Rus burjuva ozanı.

Aseyev, Nikolay Nikolayeviç: Sovyet ozanı.

Yamb: Bir kısa ve bir uzun heceden oluşan bir uyak.

 

PANTOLONLU BULUT'DAN

 

PANTOLONLU BULUT'dan (Giriş)

 

Pelteleşmiş beyninizde

kirden parlayan bir kanepede yan gelip yatan semiz bir uşak gibi

 

hayal kuran düşüncenizi,

kanlı bir yürek parçasıyla tedirgin edeceğim,

dalga geçeceğim, geberesiye küstah ve zehir dilli.

 

Tek bir ak saç yok ruhumda,

yaşlılığın çıtkırıldımlığı yok onda!

Dünyayı bozguna uğratarak sesimin gücüyle

yürüyorum - yakışıklı,

yirmi iki yaşında.

 Çıtkırıldımlar!

Kemana yatırırsınız aşkı siz.

Kabalar, onu trampete yükler.

Fakat, tersyüz edebilir misiniz, kendinizi benim gibi,

Öyle ki, dudaklar kalsın ortada, salt dudaklar!

 

Çık da gel konuk odasından

gel de bir adam tanı,

kibirli, patiskadan ve melek soylu memur karısı.

 

Sen ki dudaklar çevirirsin aynı kayıtsızlıkla,

bir aşçı kadın nasıl çevirirse yemek kitabının sayfalarını...

 

İster misiniz

ten kudurtsun beni,

 

- ve gök gibi, renk değiştirerek ansızın -

ister misiniz

öylesine yumuşayım, sevecen olayım ki öylesine

hani, erkek değil de, pantolonlu bir bulut desinler bu!

 

İnanmıyorum çiçekli Nice diye bir yerin var olduğuna!

Benimle göklere çıkarılacaktır yeniden

hastane gibi bayatlamış erkekler,

ve atasözleri gibi yıpranmış kadınlar da...

   Çeviren :Ataol behramoğlu

 SON MEKTUP

 

                              (Şairin cesedinin yanında bulunmuştur)

 

Hepinize!..

          İşte ölüyorum. Kimseyi suçlamayın bundan ötürü. Hele dedi-

kodudan, unutmayın ki, merhum nefret ederdi.

          Anacığım, kardeşlerim, yoldaşlarım! Bağışlayın beni. İş değil

bu, biliyorum (kimseye de öğütlemem),ama benim için başka bir çı-

kar yol kalmamıştı.

         Lili, beni sev.

         Hükümet Yoldaş!  Ailem : Lili Brik, anam, kız kardeşlerim ve

Veronika Vitoldovna Polonkaya' dan ibarettir. Yaşamlarını sağlar-

san, ne mutlu bana..

         Bitmemiş şiirleri Brik'lere verin, ne lâzımsa onlar yapar.

         "Bir varmış bir yokmuş"

                                             derler hani :

Aşkın küçük sandalı

                                 hayat ırmağının akıntısına

                                                                            kafa tutabilir mi!

Dayanamayıp parçalandı işte sonunda...

Acıları

           mutsuzlukları

                                  karşılıklı haksızlıkları

           h a t ı r l a m a y a   b i l e   d e ğ m e z :

Ödeşmiş durumdayız kahpe felekle.

Ve sizler mutlu olun

                                yeter.

   Çeviren : Attilâ TOKATLI

 

 VERSAİLLES

 Krallar korurdu Versailles'i

                                              tarih gözbebeğini.

bu yollardan koşarken

                                              saraydan saraya

binerdi her Lui ve her Ludovik

yaylı, rahat

                                              arabaya

                               yaldız, ipek

                                              arasında

                               pelte gbi titreterek

                                                             on batmanlık göbeğini

ve sonra...

güvenerek bacakların

                               piston kollarına

Marseilles'in eşliğinde

                                              ve bir yandan lanet,

lanet taca da, saraya da,

                                              sapmıştı Versailles yollarına

külotunu toplayan

                                              Kapet.

Bugün

                               aynı yolda yarışıyor

                                                             Paris otoları

Paris gürültülü, çalkantılı ve

                                              şen

rantiyeler, Paris kokotları

                                              dolaşıyor

Amerikan turistleri

                               bir de ben.

İşte Versailles. İlk hayret ünlemi:

Vay anasını! Soyarak el âlemi

amma da yaşamışlar

                               bu eski krallar

                                              ne gaile, ne tasa!

Binden fazla salon

                               yüz yatak odası

ve her odada

hem bir yatak

                                                             hem bir masa.

Böyle bir sarayın

                               ikincisi yapılamaz

çalsan çırpsan hazineden

                                              ömür boyunca

Sarayın arkasında

                               uzunca

                                              havuzlar

Hayatları taze,

                               serin olsun diye

fışkırıyor sular akşam olunca

her yer havuz... kameriye, şadırvan

                                                             ve fıskiye.

"Gentille",

                               yani zevkli hayat için dümdüz

koru yollarında

                               sıralanmış Tanrı heykelleri

hem Apollonlar, hem de Venüs

ama kiminin kolu kopuk

                                              kiminin burnu ve elleri

Pompadur'un apartmanı

                                              az ötede

                               Büyük ve Küçük Triyanon

şurası

                               duşlar ve Pompadur hamamları

burası

                               bu dokuz on

                                              oda, bir arada

Pompadur'un yatak odaları.

Bu mu hayat?

                               basit, adi,beylik,

                               ye, iç ve yat

Benois'nın

               suluboya tablosuna istersen

                                                                            kat

Ahmatova'dan

                               tatlı birkaç dörtlük.

Ortalığa bakındım

                               bütün eşya arasında

                               bir Antuvanet'in gece masasında

                               koca çatlağı beğendim.

İşte, devrim tarihinden bir an:

paldır küldür kaba botlar.

Marseilles inletiyor

                                              Versailles Sarayı'nı

 

                                                             ve derken

çakıyor devrim kazığını

                                                             sankülotlar:

Küüüüt! Diye yaldızlı masaya

                                                                            bir darbe

                                                             şaka niyetine

kraliçeyi giyotine

                                              saçlarından sürüklerken.

Versailles bahçeleri güzel.

                                                             Güller türlü türlü

Bizde böyle kültür olsa,

               gül değil, geniş makine kültürü

müzelere tıkılsa

                                              eski ve gereksiz şeyler.

Emekçilere

                                              bu bahçeye

                                                             hem çelikten hem de camdan

bir de Kültür Sarayı kondurulsa

gözü kamaştırsa

                               yeni stilde bir ihtişam

ve sarayın hacmi

                               bin iki bin değil,

                                                             milyona ulaşsa!

... Krala, markilere ve çarlara ibret,

                                              unutmasın diye geçmişini

halk sırtından çalınan

                                              varlıklarıyla öğünmesin diye

attı semaların giyotini

                               Antuvanet'in kellesini atar gibi

                               attı 

                               yuvarladı akşam güneşini

Paris damları üstünde

                                              ağır ağır ölsün diye.

Titreşiyor

                               yapraklar ince ince

                                              dağılıyor

                               ıhlamur, atkestanesi kalabalığı

gölgeler siliniyor

                               Ay

                                              göklerde ince bir yay

Akşam oldu.

                               Ve başına geçiriyor

                               saydam camdan gece kalpağını

bu saatte kapanan müze: Versailles

 Çeviren : Güneş BOZKAYA

 

يازان : عباس ائلچین پنجشنبه ۱۳۸۹/۰۳/۲۷ |